Kategori: avrupa

  • lizbon gezi notları

    lizbon gezi notları

    “Anadiliniz ne?” diye sormuştu adam.
    “Portugues,” demişti kadın.
    Şaşırtıcı biçimde U gibi telaffuz ettiği O harfi, E harfinin yükselen, tuhaf bir biçimde bastırılan tizliği ve sözcüğün sonundaki yumuşak Ş, birleşip bir ezgiye dönüşmüştü adamın kulaklarında, aslında olduğundan daha uzun süren ve mümkün olsa bütün gün dinlenesi bir ezgiye…

    Esasında benim için de bir Lizbon hikayesinin başlangıcıydı bu. Yabancı olduğu bu dile karşı inanılmaz bir çekim hisseden Raimund Gregorius’un heyecanını yaşıyordum içimde. Hayran olduğu bir kelimenin, dilin peşine düşen bu adamı daha iyi anlıyordum artık.

    (daha&helliip;)

  • lyon gezi notları

    lyon gezi notları

    Bedri!

    Ruhumu okşayan iki mektubunuzu birden aldım. Lyon’a ne zaman dönmüş olabileceğinizi hesaplıyor ve mektubunuzu sabırsızlıkla bekliyordum. Lyon şehrini hiç tanımaz ve merak etmezdim. Şimdilerde çok merak ve hayal eder oldum.”

    Sonu hüsranla bitecek de olsa büyük aşkın başlangıcı olarak Ernestine Letoni tarafından Bedri Rahmi’ye yazılan bu satırlar benim de Lyon merakımın başlangıcı oldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun anısına düzenlenen “Biz Mektup Yazardık” sergisinin en vurucu mektuplarından biri şüphesiz bu mektuptu. Bu mektubu okuduktan sonra gözümde hep Paris’in gölgesinde kalmış bu şehir hakkında düşünmeye başladım. Henüz birkaç ay geçmişti ki kendimi Lyon’a giden Türk Hava Yolları uçağına atmıştım bile.

    Lyon’a giderken ne bir planım ne de bir bilgim vardı. Sanırım sadece o atmosferi yaşamak, sokaklarında dolaşmak ve bu büyük aşkın doğduğu şehri keşfetmek istiyordum.

    Nehirleri olmadan düşünülemeyen birçok şehir var. Mesela Thames Nehri olmadan zihninizde bir Londra portresi oluşturamazsınız. Keza Tuna Nehri ikiye böldüğü Buda ve Peşt’e ayrı bir tad katar. Paris’te Seine Nehri kıyısında yürümeden şehrin gerçek atmosferine kapılmanız mümkün değildir. Ancak öyle bir yer var ki tüm bu şehirleri geride bırakıyor. Anlayacağınız üzere Fransa’nın güneydoğusunda yer alan, Rhone-Alp Bölgesi’nin başkenti Lyon’dan bahsediyorum. Bir yanda gürül gürül akan Rhone Nehri, diğer yanda ona nazire yaparcasına rüzgar hangi yönden eserse o tarafa akan Saone Nehri, Lyon’u bu özelliğiyle benzersiz kılıyor.

    IMG_6248

    (daha&helliip;)

  • prag gezi notları

    prag gezi notları

    Prag denilince aklınıza ne geliyor? Hemen internete girin ve Prag hakkında bir şeyler araştırın. Karşınıza “masal gibi şehir” “ortaçağdan bir sayfa” “rüyada gibiydim” gibi artık klasikleşen tanımlamalar çıkacaktır. Her şeyi geçiyorum, sanırım gezme alışkanlıklarımıza ne yaptıysa bu 6 gece 7 günlük Viyana, Budapeşte ve Prag turları yaptı. Bir döngüdür gidiyor, insanlar bu konuda makineleşmenin eşiğindeler. Prag gerçekten sıra dışı bir şehir. Bunu inkar etmek saçmalık olur. Ancak bu pazarlama stratejisinden dolayı insanlar o kadar büyük bir beklentiye kapılıyor ki, gittiğiniz zaman hayal kırıklığına uğramamanız olasılık dışı.

    (daha&helliip;)

  • porto gezi notları

    porto gezi notları

    Portekiz’e seyahat fikri nicedir içime düşmüştü. Bir boşluk yakalamak için gözüm hep takvimdeydi. Hem Lizbon’u hem de Porto’yu içine alan bir gezi planlıyordum. Beş günlük bir boşluk her iki şehir için de yetecek gibi duruyordu, ancak ben o kadar bekleyemedim. Türk Hava Yolları’nın Porto uçuşlarının başlamasının ardından Lizbon’u pas geçerek soluğu Portekiz’in ikinci büyük şehri Porto’da aldım.THY’nin 4 saat 50 dakika süren Porto uçuşunun Avrupa kıtasındaki en uzun rotası olduğunu da ekleyeyim, gerçekten iki buçuk saatte kendimizi Avrupa’nın göbeğinde bulduğumuzu düşünürsek Porto bize biraz uzak kalıyor.

    Türk Hava Yolları’nın İstanbul’dan 4 saat 50 dakika süren Porto uçuşunun Avrupa kıtasındaki en uzun rotası olduğunu belirteyim. Gerçekten iki buçuk saatte kendimizi Avrupa’nın göbeğinde bulduğumuzu düşünürsek Porto İstanbul’a biraz uzak kalıyor ama Porto yolda geçireceğiniz ekstra bir iki saate değiyor. (daha&helliip;)

  • kopenhag gezi notları

    kopenhag gezi notları

    Onuncu yüzyılda Vikingler tarafından kurulan Kopenhag şehri bugün yaklaşık 2 milyonluk nüfusuyla İskandinavya’nın en önemli merkezleri arasında yer alıyor. Yerel dilde “Ticaret Limanı” anlamına gelen Kopenhag, bunu kanıtlarcasına kanallarıyla iç içe bir yapılaşma sergilemiş. Dünün küçük balıkçı köyü, bugün Avrupa’nın en modern metropollerinden bir haline gelmiş durumda. Bu dönüşümün tarih korunarak yapıldığını Kopenhag sokaklarında dolaşırken iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

    Kışları soğuk, yazları daha az soğuk şeklinde tanımlanabilecek klasik Kuzey iklimine sahip Kopenhag’ı ziyaret edecek en doğru mevsim yaprakların yeşilden sarıya döndüğü sonbahar. İlkbaharın ayrı bir güzelliği olduğunu kabul etsek de, kışın soğuğunu üstünden atmaya çalışan şehir bu aylarda sizi biraz üşütebilir. O yüzden siz siz olun rotanız Kopenhag olacaksa takvimlerin sonbaharı gösterirken yola koyulun. Sonbaharda yazın ılık günlerinin vedasını anımsatan sabah güneşiyle, kışın gelişini haber veren serin kanal esintilerini bir arada yaşayabileceğiniz çok güzel günler geçireceksiniz.

    (daha&helliip;)