İçinde olunmak istenen kitaplar vardır tıpkı yazılmak istenen kitaplar olduğu gibi. Galata, Pera ve Beyoğlu’nun tarihinden bugününe dek yaşadığı dönüşümü anlatan bu güzel kitap benim için ikinci seçeneği oluşturuyor.
Mimariye, binalara, sokaklara duyduğum sevgiyi anlatmaya gerek yok. İnsanlar, yaşanmışlıklar, hatıralar… Tarihi dokusu korunmuş bir sokakta yürümenin keyfini çok az şeye değişirim, sadece yürümek bile mutlu etmeye yetiyor bazen. Ne yazık ki böyle yerler ülkemizde çok az kaldı. Kalanlar da her geçen gün yağmalanmaya, ranta kurban edilmeye devam ediyor. Eski binalar yerlerini yüksek katlı binalara, alışveriş merkezlerine bırakırken sağ kalan birkaç tanesi de kimliğinden, insanlardan koparılıyor, ya bir otele dönüşüyor ya da bir markanın mağazası oluyor. Bunun en iyi örneğini de Beyoğlu’nda her geçen gün görüyoruz.

